Kayıtlar

2022 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

şemsiyeler işlevsiz

Resim
yürüdük ama yeryüzü değmedi ayağımıza hafifti her şey, şemsiyeler işlevsiz yağmur bir şeyler anlatıyor sis manâlı bir içlem bu kaplamına muhabbetin yürüdük ama yeryüzü değmedi ayağımıza sakindi her şey, şemsiyeler işlevsiz rüzgar bir şeyler anlatıyor ağaçlar manâlı bir öyküyü dillendiriyor bu masala bakarak yürüdük ama yeryüzü değmedi ayağımıza ferahtı her şey, şemsiyeler işlevsiz gözlerin bir şeyler anlatıyor gökyüzü manâlı bir şiir olup yağarken tepemize yürüdük ama yeryüzü değmedi ayağımıza yumuşaktı her şey, şemsiyeler işlevsiz sesin bir şeyler anlatıyor yollar manâlı bir kader çizgisini andırırken önümüzde yürüdük ama yeryüzü değmedi ayağımıza Dürüsttü her şey, şemsiyeler işlevsiz kalbin bir şeyler anlatıyor akşam ışıkları manâlı bir türkü olup çalınırken kulağımıza yürüdük ama yeryüzü değmedi ayağımıza yürüdük yağmur dile geldi rüzgar hiç susmadı gözlerindi asıl konuşan oysa sesini de en iyi ben duydum kalbin ise en başından anlatmıştı her şeyi yürüdük ama yeryüzü değ...

Düş

Resim
Gece uzundur En kısası bile bir soluk alır vermez geri Düşümü saklasam ne yazar Bir rüyanın koca günü esir ettiği olur Hiç karşılaşmasak ne çıkar Seni tanımadan özlediğim olur Bir yokuş gibi görünse de hayat  Yukarı erişmeye sebep yol olur Bir seferse vakitlerden şu an Benden sana bir ulak yoldaş olur Başını otobüs camına yaslamayasın Saçların şeytana hamilik ettiği olur Düşünceler gölgeni yerden yere vurur ise Kalbini serdiğin gökyüzü sana kanat olur Bilirim bir kelime diline çok uzak gelir Sesinin senden ötelere kaçtığı olur Söylemem deme bir şeyi, gün gelir Hesapsız döküldüğün olur Heybetini örtmezsen  Gözlerin kemine bir kement hiben olur Can dediğin herkese gösterme sırtını Düşünmeden düştüğün uçurum olur Uçurumlar ardı bir pamuk tarlası belki Belki de bir dost acısı sana kendini buldurur En kötüsü varsa da şeylerin Güzellikler elbet bir köşede bizi bekler durur Ümitlerin yelkenini koyverme bugünden  Yarınların saklı umudu durur Ey dost, ey yâr, ey cânı bu diyârın Ne...

elma ağacı

Resim
bir tanecik yanlış yargının kahrettiği her şeye küsmüşüz gibi sabaha açılan zincirli kapısı kalbin boğaza oturmuş yumrunun sıktığı yumruk gibi baş döndüren bulanık halleriyle vertigoların da susmuşluğuna yakılan anız seslice söylemediğim her şeyin yer ettiği o kafes boşluğundan bakıyorum sana biliyorum duyarsın beni duydun evet o budur bu ise yalanların örttüğü dürüst bir çöl böceğinin zehrini akıtır en yeşil damara bir katre sarsık güven huccesini sallandırır en kalın halatı hayyel kayyumun yer etmiştir tüm kutsallığıyla kendinden haberi  olmayan agnostik patriği vatikan'dan suud'a durduğu yer baştan yanlış kafasız sakalların eğer bu bir mana yükleyecekse davud'un yıldızından koparılmış sünepe bir bayrağa mesela lanet olsun fötr şapkasından güç alıp mülkün sahibine tüküren adama biz boş verelim şimdi adaletini pek adil yargıçların onlar sadece görüneni görür biz işin ötesine koşmak derdini okşayalım asıl biz bizi ilgilendirmeyene bakmayalım dur...

mesele

Resim
Tutup kendimizi oradan oraya vurmanın manasını oturup uzun masalarda beylik ve  kof cümlelerle  tartışabiliriz Biz zor insanlar değiliz Yalnızca seviyoruz böyle alengirli cemiyetleri Ve uzun masalarda lüzumsuz meselelerle vakit eğlemeyi seviyoruz naparsın? Henüz gelişimini tamamlamamış bomboş ceviz kabuklarını yumuşatıyoruz gün be gün İçi çürük bunca beyni her gün yumuşatıyoruz Aramak yok aklımızda kendimizi çünkü o kaliteyi tarihin belli bir döneminde yitirmiş gibi davranıyoruz Üç maymun işlenmişken akıl kodlarımıza zorlamıyoruz hiç Gereği kalmamış gibi yapmak en geniş çerçevede bize bir lüküs sunuyor Niçin bir soru daha doğursun yaşıyor oluşumuz Hele bir de masanın baş koltuğuna oturtmuşsak kendimizi Allah! diyoruz ama bir kez ve mutluluktan Allah o koltuğu bizden almadan aklımıza gelmiyormuş gibi yapmaya yeminliyiz sanki Kendimizin bile iyi gün dostuyken ne diye sorguluyoruz eli bıçak sırtımızın santimini ölçenleri Biz seviyoruz böyle saçaklı bucaklı...

safsata

Resim
biliyoruz ki aynı değil aynalar her cinayet sonrası dişlerini fırçalayan cellat biliyoruz ki aynı değil aynada yaraları eş baykuşlar var kafaları koparılmış yani yaraları eş kafalarını tam döndürebilen insan bile gördük nesli tükense ne yazar yarasaların tepetaklak bile olsa kan içer bu adamlar kanımız her gün akarken ortasında dünyanın kim taksın başına bayrağını zayıfın karın şişiren yamyamlara kan lazım durup da kim duysun ağlayanı bukalemunlar var aramızda renkleri hep aynı omurgasız canlılarla her gün paylaşıyoruz avları insanın insana son katlanışını gösteren son zamanları dünyanın işte hayreti çılgın safsataların bu yüzden biraz daha hayat dilenecek değiliz ve sırf bu yüzden kalkıp gitmek arzusu bizi delicesine titreten biri def etse de şu yılgın ve şımarık toplantıdan ayrılsak kovulduğumuz kapıda ağlayacak hiç değiliz  biri bizi def etsin çabuk! lolipopunu kaybeden çocuk bu defa benim için ağlasın kovulduğumuz kapıda ağlayacak hiç değiliz gözümüze toz kaçtı-çökmedik...

kibrit kutusu

Resim
ormanı yakma fikrini ben atmadım ortaya bu yüzden  bırak ayakkabılarımı dizleri dünden yorgun bir yolcuyken bırak yürüyeyim kibrit kutusunu cebime bırakıp kaçan sensin adımı söyleme ağaca bakma ismimi verdim ona çimlerden biten benim duvarlara inat büyüyen katili olamam bir ağacın ellerimi verdim ona her çiğ tanesinde beliren benim sabahın ilk tenhasında, kanını dökemem bir ağacın ayaklarımı verdim ona her kökünde yol alıp arzı soluyan benim uzaklardan hüküm biçemezsin görünmez bir ruhun egemenliğiyse hedefin  kaldır kollarını ve arkanı dön yavaşça bu sen değilsin üstelik rimbaud anlattı bana her mevsimini cehennemin kal orada ve söyle bana ardına pustuğun duvarları kim dikti bir bir sıralı her taşa sinen kimin parmak izleri kim bu surların terbiyecisi betonlarla çevreli bir bahçeden bana seslenen kim çığlık çığlık savrulurken yapraklar ürkek çıplak ağaçları seyreden yuvası ezilmiş karıncayı görmeyen kim ağlayan toprağa sarılıyorum başka dostum yok beklediğim cevap...

Güzel Atlar

Resim
Kalpten silinen taslak Başa kakılmış yasak Diri bir ölümken yaşamak Şimdi yok çıkmaya basamak Bir gün biz de gideriz güzel atlarla  Beyinde açılan boşluk Ruhu hapseden yokluk Ölüm vaktiydi kuşluk Hasılı bir boğulmuşluk Bir gün biz de gideriz güzel atlarla  Eskiye bakan vakit Özlemi dinmez akit Sevda sinmiş ahit Ekilmiş oldu nakit Bir gün biz de gideriz güzel atlarla  Samimi bir tutunuş Kalpten kalbe vuruluş Elim bir yok oluş Acıyı taşıran derin yokuş Bir gün biz de gideriz güzel atlarla  Gözle görülen fark Gönle düşen gark Hazin bir hizanmış şark Bir bütünken aşk Bir gün biz de gideriz güzel atlarla  Cana batmış kıymık Kulağa vuran elim çığlık Acısı araya kaynamışlık  Yalnız ölünce anlaşılmışlık Bir gün biz de gideriz güzel atlarla  Sonsuz bir düğüm İki paralel bölüm; bir ölüm Hatırlanmaz en son güldüğüm Bir gün biz de gideriz güzel atlarla 

Şarampol

Resim
Dün gözünü kapatan rüzgarın Şimdi baygın uykusunu aralayan Parçalayan gözlerini Yuvarlayan sert bir kâbusa şarampolden Bir pürüzsüz ölüm cereyânı Kavramışken kokusunu ıslak toprak ve ihtiyar ağaçların Ciğerlerini doldurmadan koşuyor Başını döndüren enfes rayihanın sarhoşluğu Beynini dolduran, aşan vakitleri dehşet bir haz bu Geriyor kollarını geriye en gergin uykusuyla rüzgarın Kendini zapt ederek soluyor göğsüne göğü Endişesi çok çekerse içine solacak sanmasından mavi çölü Sanki cennetten bir koku burnundaki Koşuyor oysa bilinci bir adım ötesinde Terk etmekte yüzünü, yavaşça her uzvunu Sersem bir serkeşlikte dizleri Olacak hep takipte olanı Duyuldu işte şakakta iz bırakan o gürültü Göründü dikenli taşlar üzerine yığılıp saplanan kanlı vücudu Hareketsiz bakışları ardında alabildiğine bir sis Kaplamış her yeri, ta ki cehennemi Uyuşmuş bedenini ağlarken görüyor köşesinde kayalığın Sona kalmış bir damla gücüyle uzatıyor kolunu Kendine uzanıyor başkası sanarak Düşmesin diye aşağı. "Se...

Süslü Tabut

Resim
Gitmeklerle yontuluyor topuklarım Durmuyor tahterevallisi vaktin İnişler ve çıkışlar yazılı kara bir kağıt Gördüm ve düştü tepeme bir dev bulut Ne yanar ne kaybolur cinsi mürekkebin Yazdı kendini, çizdi beni, düzdür dünya Sorsam dönüp göstereceksin "Şurada aradığın süslü tabut" İşaretler var, İşte biz, işte Leibniz İşte orada acı çekmenin tarifi yazılı kalın ciltli kitap Amacın buydu, tut ve yaşa dedi ona cenap Dünya yahut ucu pullu bir monat Yokmuş doğru, yokmuş iyi, yokmuş bak Hepsi hepsini o dedi, buldu gösterdi Yok bu alem, alemcikler dahi vasat Bizi döverken zaman Filozofları diriltti tazeledi hepsini Düşüncesi gömülmemiş nefessiz bunca ceset Üşüdü kelimeler, Namludan fırlayan fikir zerrelerini biledi beşer Hepsi öldü oysa hani yaşamak Bulamadılar un tanesi bir cevap Sormak doğurdu hep anasını suallerin Her ilmek bir bilmekmiş meğer Gidenler koşuyor ayakları bağlı Hep bir kovalamaç Düşeni yakalamaç Kalın bir sükutu var yasların Saadet ise bir an, öylesine kaç...

Arayış

Resim
Koşarken zaman, Yetişeyim ona diye Soluğum düğümken boğazıma, Çok düş biriktirdim torbamda Açıp paylaşamadım azığımı Can üflenmişti zana Yürüdüm, düştüm ve buldum Bir mağara biçilmişti ruhuma Bir de sevdası karaların Bu en koyu rüyası aklımın Çekildim usulca bir uzlet sığınağına, Başımı aldı bir yol, koydu koltuk altına Aş dedi tüm dağları Bul umudunu rüzgarların Serpti gövdemi dağlara, Yürüdüm, düştüm ve buldum Islandım tam burada dert sağanağında, Bir bir düşlediklerim geçerken başıma Paylaşamadım azığımı içinde ruh taşıyan kanla İnsanlar hep sanandı, bense sanılanda yanan Çekilip, pusmam köşesine dünyanın bundandı Gayrı îzâhını daha yapamam Uslandım tam burada Vaktin veryansınında Yürüdüm, düştüm ama buldum Yetişemesem de koşan şu âna

YOL

Resim
Adımı sayıkladı zaman Durmadan ve sessizce uzadı dilinde ismim Bir soluk aradım peşinde yolun Durmadan ve sessizce uzadı elinde cismim Adımlarımı boynuma dolayan yolda Kendime aradım da bulamadım bir nefes dahi Durmadan ve sessizce uzadı önünde fikrim Merhameti yoktu yolun Yoktu yüzü onun Koştum, düştüm, aştım ve güldüm Bekledim ki erişsin kolları canıma Dönsün çehresi benden yana Durmadan ve sessizce uzadı içinde vaktim Oysa sevinmedi yol buna, oysa sevmedi beni yol Uzadı da uzadı ta ki uzanmadı kanadı Baktım ve küstüm Açmadım ağzımı, dökmedim sözümü Bir kez susmadım oysa Bana öfkesi neydi, bilmedim bunu Derman sandığım zamana sığınışlarım büyüdükçe anladım Zaman bir hapisti yürümedikçe yolumda Ayak bastığımdı asıl dostum Durmadan ve sessizce uzadı gönlümde sesim Adımımın sahibi tuttu elimden, Ben aradım, oysa soluğumu buldu yolum Koydu göğsümün tam özeğine, özüne ruhumun Adımlarım güç buldu okşayarak saçlarımı Durmadan ve sessizce uzadı yanımda y...

Tutsak

Resim
Kim değil nereli olduğu, Merakı kuşattı kirpik uçlarımı Acının menbaıydı gözleri Vatanı talan bir serçeydi tutsak Hür dağları zincirli Kendi göğünü özleyen bir yavru yılkı Gülümsemesi, sesini kapatışı Örtüşü o çizik kalbi, eğişi başını, Buğulu gözleriyle arza nefes aldırışı Kaçması en ufak köşesine dünyanın Ki bedeninde kırmızı izler Biliyor, canını yakan en yakını Susmuyor fakat, Karşıma geçmiş bir oyuncağı oynatıyor Konuşmuyor, konuşturuyor Sessiz kalsa sorarım biliyor Öyle sanıyor, benden habersiz, Kısıyor sesini, babamla geldim diyor Halbuki kimsesiz Tutmamış ki elinden onu sürüyen Kurtulmak olsa kaçar Yaralı küçüklüğüne bürünür ve uçar Oysa yok çıkışı, Sonsuz bir çığ bu prangalar Dökük çehresinden yayılan masumiyet ışığı Keşke ben olsam o değil de Döken bir ömür gözyaşı Taşına dahi sarılacağı yuvası, Koşsa da ondan yana Ben olsam düşen durmadan Ve üstünde yol aldığı toprağı Ben olsam Olmasa o yaralanan